boşanma etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
boşanma etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Mayıs 2016 Çarşamba

Kara Murat Benim!!


Evet,bugün bahsetmek istediğim durum benim tabirimle "kara murat sendromu".

Hayat  denen şey çok sürprizli olduğu için her an bize "nanik" yapmaya hazırdır. Hepimiz iyi kötü şeyler yaşayarak hayatımıza devam ederiz. Bazen güler geçeriz.Bazen sendeleriz,düşeriz,hatta dibi görürüz sonra ayağımızı yere vurup bir kuvvet yukarı çıkarız. Süreç böyle işler.

Yani böyle işlemeli. Ama biz milletçe biraz arabesk olduğumuz için, tam ayağa kalkmışken kendi kendimizi tekrar dibe çekeriz. Hatta bundan zevk alırız.

Geçmişi geçmişte bırakamama ve "kara murat sendromu" da tam burada ortaya çıkar. Birinin yaşadığı tanıdık bir acıda ya da durumda okları hemen kendimiz çevirir "bende,bende aynen!!" demeye başlarız. Aslında o yara kapanmıştır,kabuk bağlamıştır. Ama biz bilmem kaç sene öncesine dönüp o yarayı kendimiz kanatırız.

Burda suçlu olan kimdir,zamanında bunu bize yaşatanın tabi ki payı büyüktür ama en başa dönen aynı acıyı kendimize hatırlatan bizim hiç mi suçumuz yoktur.


Ben diyorum ki,yeteri kadar Kara Murat olduk artık Raga Oktay olma zamanı :)

2 Mayıs 2016 Pazartesi

SHE-RA


She-ra benim çocukluk kahramanlarımdan biri. He-man in kuzeniydi galiba,iyilik savaşçısı. Zeynanın ablası sayılır :)

Şaka bir yana, hepimiz savaşçı prensesleriz. Böyle olmak ister miydik tam olarak bilemiyorum ama pes etmeme ve inadına mücadele etme konusunda bence oldukça iyiyiz.

Öyle  "oooo aşkitom bilmiyorum", "yapamam" ,"ben anlamam", "sen daha iyisini bilirsin" deme yeteneklerimiz olmadığı için ve üç maymun olmadığımız için savaşıyoruz.

İyi ki hayatımız,düşüncelerimiz ,hayallerimiz uğruna savaşıyoruz. Yaşadığımız her şey bize ait ,o hayaller bizim, o umutlar, o acılar . Hepsi bize ait.

İnsanın hayatının kendi kontrolünde olması ne güzel şeymiş.

 Ağa da biziz paşa da...


8 Nisan 2016 Cuma

Batman Sendromu


Benim uydurduğum bir sendrom. Belki başka bir anlamı da vardır o kadarını bilemem :)

Şimdi "Batman ve Superman: Adaletin Şafağı " filmi sinemalarda oynuyor. Filmi henüz izlemedim ama tek tek kahramanları düşüneyim dedim.

Efenim Superman Kripton gezegeninden gelme bir uzaylı. Gücünü güneşten alan bir üstün ırk. Asla ırkçılık yapmam ama mavi taytın üstüne kırmızı slip giyecek kadar modadan bihaber olan herkes ona hayran, o bir kahraman.

Batman ise bizden biri bir insan, onun özel güçleri yok, ancak kendi yaptığı derme çatma aletler ile yanımızda olmaya çalışan bir anti kahraman. O karanlıkların adamı, o aslında yarasadan korkan ama korkusuyla yüzleşmeye çalışan bir gizli kahraman.

İkisini de severim ama seçmem gerekirse ben Batman ciyim :)

Gerçek hayata döndüğümüzde ; oturduğu yerden ahkam kesen, her fırsatta kocasından şikayet eden ama ayrılmadan korktuğu için hep çocuğunu öne süren bir kadınla ; her şeye rağmen boşanmayı göze alan, eğilmiş ama yıkılmayan ayağa kalkan bir kadın arasındaki ilişkiyi hatırlattı bana.

Aslında ikisi de kadın, ikisi de anne. Ama biri toplum tarafından alkışlanan, diğeri başkalaştırılmaya çalışan kadın. Amaçları aynı, yolları farklı.


1 Nisan 2016 Cuma

Nefes

Dün kızlarla dışarı çıktık, bizim buralarda meşhur olan bir cafe&bara gittik. Bir şeyler yedik, içtik. Mutluydum ama başta bir tedirginlik vardı. Suratımda nasıl bir ifade varsa kızlar "Burayı beğenmedin herhalde." "Sıkıldıysan gidelim."  "İyisin demi." demeye başlayınca dedim kendime ne oluyor, hayırdır.

Aslında yaşadığım, 10 yıllık evlilik süresince bir kere bile böyle bir yere gelmediğimiz, hep işi ve onun istekleri doğrultusunda yaşadığım gerçeğiyle yüzleştim. Giden yıllarım, başkasına adanmış saçma sapan bir hayat, kendimi bu hale nasıl getirdiğimi düşündüm. Hiç isteklerimi dile getirmezdim, hatta artık istemeyi bile unutmuştum. Ben yoktum, sadece bir gölgeden ibarettim.

Boşandıktan sonra kadın olduğumu hatırladım. Dün ilk defa orada birileriyle anlık da olsa göz göze geldim. Ne yalan söyleyeyim  beğenilmek hoşuma gitti. " Seni kadın olarak görmüyorum" lafından sonra oluşan öz güven yıkımını yavaş yavaş onarmaya başladım.

Sonra gece oldu,gece yarısı oldu. Her yer insan doldu, kahkahalar sohbetler. Yedik,içtik, konuştuk, güldük. Ve ben uzun zamandan sonra ilk defa nefes aldığımı hissettim. Ben iyi olmalıyım güçlü durmalıyım, hem anne hem baba olmalıyım diye kendime öyle yüklenmişim ki, dün biraz hafiflediğimi hissettim. Bir çok şey oturmuş, neredeyse çoğu şey yoluna girmiş. Yavru iyi ve mutlu.

Bir baktım, ben de soğuk gece de derin derin nefes alıyorum ve hayat güzel diyorum.

Artık nefes alabiliyorum...

8 Mart 2016 Salı

Canıms yaaa Vol.3

Günlerden bir gün akşam yemeğine köfte yapacaktım, yanlışlıkla tuzu iki kez koymuşum. Sofrayı hazırladım. Köfte ve diğer üç çeşit yemeği sofraya koydum. Kendimce sempatik bir sesle çağırdım " hadi aşkım,yemek hazır"
İşi olduğu için (ışınlanma icadı olsun, kansere çare olsun, atomu parçalama olsun) masaya on dakika geç geldi. Dur yavrum baban gelecek, yemeği birlikte yiyeceğiz diyerek çocuğu beklettim.

Geldi, hepsinden koydu tabağına. Köfteyi attı ağzına " Bu ne yaaa!!!" diye çıkıştı. Yedim, dedim biraz tuzlu olmuş. Herhalde iki kere tuz attım, yarın ben bunu domates sosuyla pişirir tuzunu alırım. Diğerlerinden ye istersen dedim.

Bir hışımla masadan kalktı, "Senden istediğim sıcak bir kap yemek, onu bile yapamayacaksan!!!" dedi ve çalışma odasına kapattı kendini. O güne kadar yaptığım envai çeşit yemekler, sabah 6 da kalkıp yaptığım gözlemeler,sıktığım taze meyve suları biranda yok oldu.

Üzülerek gittim odasına, Özür diledim on kez. Dedim haklısın, çok dikkatsizim. Bir daha olmaz ve buna benzer ezik cümleleri sıraladım. İki gün küstü bana...

Eziklik konusunda doktora yapmışım.Baya bildiğin pas pas olmuşum :)  Şimdi diyorum ki ona:

Canım sen git zıkkımın kökünü ye, ya da eşeğin ayağını ye, ya da ne yersen ye....

Yürüüüü, taş arabası.....

Ohhhh beeeee:)

19 Şubat 2016 Cuma

Havale

Uyumadan önce kitap okuduk,dişlerini fırçaladı. Pijamalarını giydi,yatağa geçtik.

Kocaman öptüm. Birden konu döndü dolaştı,

yavruş: Anne,.... ,bugün okulda dedi ki babası onu gece uyumadan önce öpüyormuş.

ben: Olabilir annecim,senin babanın evi ayrı. Gel ben seni iki kez öpeyim.

yavruş: Hayır anne,sen babam değilsin.

ben: Tamam annecim,baban seni görmeye geldiğinde gece onunla kalabilirsin,o da seni uyumadan  öper.

yavruş: Ben hep öpsün istiyorum.

Arkasını döndü,bayağı bir zaman geçti uyudu sandım. Tam kalkıyordum ki "hadi öp " dedi sessizce.

Kocaman bir öpücük verdim,sarıldık uyudu.

O kişiyi de yukarı havale ettim. Küçücük çocuğa şunları yaşattığı için,umarım gerekli mesaj yukarıya ulaşmıştır.


28 Ocak 2016 Perşembe

Ben,Sen,Sen,Sen,Sen

"Kişi zamiri" nedir desem?

Bizim aklımıza tdk daki şu tanım gelir :Kişinin yerine kullanılan zamir, şahıs zamiri 

"Ben, sen, o, biz, siz, onlar."

Öyle insanlar vardır ki kişi zamiri sadece "ben" dir. Tanıdık geldi değil mi :) O kişiler  karşınızda "ben,ben,ben,ben,ben,ben" dedikçe  siz de "ben,sen,sen,sen,sen,sen" demeye başlarsınız.

Bu kişiler tüm enerjinizi,yaşama sevincinizi,umutlarınızı,sevginizi,neşenizi sömürürler. Sizin yaptığınız espiriyi bile sahiplenir,yaratıcı bulunan fikirlerinizi bile kendininmiş gibi başkalarına anlatırlar.

Bir süre sonra öğrenilmiş çaresizlikten mi yoksa cam tavan sendromundan mıdır bilinmez,siz bu duruma alışırsınız. Başkalarının gözüne batan sizin için önemsizdir. Binbir bahane bulur onu haklı çıkarmaya çalışırsınız.

Güzel bir ağaçken,yavaş yavaş kurumaya başlarsınız . Hastasınızdır ama haberiniz yoktur.Her olay bir tomurcuğu daha kurutur,hastalık tüm ağaca yayılmıştır. Böyle kuruyup gideceğim herhalde derken...

Bir şey olur,bir güç sizi kendinize getirir. O kuruyan dalları keser,acır hem de çok. Tüm dalları kesilmiş bir ağaç gibi çaresiz ve yalnız hissedersiniz kendinizi. Tam da o an kış gelir,üstünüze kar yağar. Acınız daha da artar,üşürsünüz,korkarsınız.

Sonra birden gökyüzünden güneş sizi selamlar.Bahar gelmiştir,tüm karlar erir.Eriyen karlar tüm kalan hastalığı da temizlemiştir.Birden kendinize bakarsınız ki kopan o dalların yerine yeni tomurcuklar çıkmış.

Çok daha sağlam,çok daha sağlıklı...

Ve dersiniz ki ; "ben,ben,ben,ben,ben,ben" değil bence artık "eben" ;)




27 Ocak 2016 Çarşamba

Dip

Bazen dil bir şey söyler kalp başka bir şey. Ağzımızdan çıkanlar keşke kalbimizden de çıksa,hemen çıkabilse.

Hemen iyileşeyim istedim,hemen çıkayım o karanlıktan. Ama dip gözükmeden,ayağını vurup çıkamıyormuşsun. Olmuyormuş.

Dipteyim,karanlık ve acı. Baktım da karanlıkta canavar zannettiklerim sadece gölgeymiş. Canavar yokmuş,kendi gölgemden korkmuşum.

Bu işin raconu buymuş. Kirpiklerimden ayak ucuma kadar canım yandı,etlerim kopuyor zannettim. Kalbim acıdan patlayacak sandım. Ama baktım sonu yok,daha aşağısı yok.

Derinlere indim,şimdi nefes alma vakti.

Ayağımı yere vurdum,güç aldım ve yukarı çıkmaya başladım...

Ha gayret :)

22 Aralık 2015 Salı

İdare Edemiyorum

Uzun zaman olmuş yazmayalı,ne değişikli var derseniz genelde aynı. biz yavruyla rutini sağladık,ara da dalgalanmalar olsa da idare ediyoruz.

Geçen ay buraya geldiğinde konuşmaya gittim, yavru ile ilgili anlaşamadığımız bazı noktalar vardı. Önce sinirli sinirli konuştuk. Bazı şeyler için birbirimizi suçladık, iyice kızdım tam böyle patlayacaktım birden ''idare edemiyorum'' dedi...

Kalakaldım...

Dedim neyi, para mevzularını falan mı ''Hayır yavrusuz hayatı'' dedi. Hiç bir şey diyemedim,sustum.

Biran boynuna sarılıp geçecek bugünler demek geldi içimden,ama durdum. Baktım üzülüyordu. İçimden dedim üzüleceksin tabii ne sanmıştın, ben günlerce kahroldum.

Biz nasıl öğrendiysek idare etmeyi sen de öğreneceksin, unutma bu senin seçimin...


24 Kasım 2015 Salı

Hayaldi Kabus Oldu

Geçen hafta yavruyu bir kaç günlüğüne babasının yanına götürdüm. Doğum günüydü ve yalnız kalmasına içim elvermedi.Aldım yavruyu gittim.Tam olarak 2,5 ay önce bir hayal kurmuştum. Doğum gününde gidecektik, akşam birlikte pasta kesecektik, ben yavruyu uyutup tam evden çıkacakken, kolumdan tutacak ''gitme!'' diyecekti. Birden ışıklar kararacak, arka fondan bir müzik başlayacak, bana sarılacak ve üzerimizden simler dökülecekti. Yazarken gülesim geldi. Bu hayali kurarken çok mu içmiştim, beyin bedenden mi ayrılmıştı, astral seyahatte miydim tam hatırlamıyorum :)

Doğum günü sabahı buluştuk, yavruyu çok istediği bir yere götürdük yemek yedik. Pasta kesmek istedi babasıyla, burası çok kalabalık başka bir yere gidelim derken arabaya bindik ve yavru arabada uyudu. Aslında pasta alıp eve gidebilirdim ve hayallerimi gerçekleştirmek için bir adım atabilirdim. Ama yavrunun uyuduğunu anlayınca, hemen arabadan indim. ''Doğum günün tekrar kutlu olsun,siz takılırsınız uyanınca'' deyip adeta kendimi arabadan dışarı attım.
Bir kaç ay önce hayalini kurduğum o anı yaşamak bile içimden gelmedi. O eve gitmedim,o ev artık benim değildi. Önce biraz kötü oldum sonra toparlandım. Gittim kendime kitap aldım,kahve ısmarladım. O gece yastığa başımı koyduğumda hiç keşke demedim. Demek ki bitmiş !! Bunu anlamanın  dayanılmaz hafifliği, inanılmazmış.

Sabah uyandım, hava nasıl güzel. Sanki renkler daha canlı, güneş bile ayrı parlıyor. Derin bir nefes aldım, evinde kaldığım arkadaşımla harika bir kahvaltı yaptım.

Hayat güzel ve rengarenk karanlıktan çıkmak bizim elimizde. Hayat öyle garip ki, bir zamanlar hayaliniz olan bir şey bir zaman sonra kabusunuz olabiliyor.

Demem o ki; hayat her şeye rağmen yaşamaya değer!!!

20 Kasım 2015 Cuma

Win Win

Bir kaç  akşam önce  kardeşimle Cem Yılmaz'ın yeni filmi Ali Baba ve Yedi Cüceler'e gittik. Filme çok hazırız,delice güleceğiz elimizde patlamış mısırlarımız filmden önceki reklamları izledik ve film başladı. Filmi anlatmayayım ama filmin bir yerinde iki tarafında kazançlı çıkacağını ima eden '' win win '' ifadesini kullandılar .Ben birden buz kestim,ani bir flasback ile geçmiş gitti. Benim eski gizli gizli biriyle mesajlaşırken iddiaya girmişler. Kız kaybetmiş,buna yemek ısmarlayacakmış ama çok mutluymuş. Eski de ''iddiayı kaybedip seviniyorsun,win win diyorsun yani,bence de :) ''demiş. O okuduğum mesajlar geldi aklıma ne filme odaklanabildim ne de oraya takılıp kaldım  ama o gece biraz huzursuz geçti.

Sonra sabah oldu,tanıdığım en zeki kadınlardan birine olayı anlattım. O kadar başka bir yerden bakmaya ve dalga geçmeye başladık ki neye kızdığımı bile unuttum.

Demek ki zaman zaman saçma bir şey bile o eski olayları tetikleyecekmiş.Ahhh vahhhh etmeden hemen olayı başka bir yöne çekmek gerekiyormuş. Duygu durumu sinüs grafiği gibi iniş çıkışlıymış :)

Ve biraz düşündüm ve anladım ki asıl winner benmişim beybisi :)

Tüm winner kadınlara sevgiler :)

3 Kasım 2015 Salı

Canımsss Yaa Vol.2

Özgüvenimi minimuma indirdiği zamanlardan biriydi gene, tatile gittik. Benim seçtiğim otel ve tatil yerini beğenmezse burnumdan getirir diye satıcı gibi iyi bir şekilde göstermek için göbeğim çatladı. Yeter ki o memnun olsun,o ne isterse yaparım modundaydım. Bir gün plajda odanın balkonu kara tarafına mı,deniz tarafına mı bakıyor diye iddiaya girdik. Kaybeden kazananın istediğini yapacaktı. Oteli ben tuttğum ve odanın kara tarafında olduğunu bildiğim için gayet böbürlenerek iddiayı benim kazanacağım konusunda inatlaştım. Plajdan odaya geldik ve oda kara tarafına bakıyordu.
Hemen bozuldu,hissettim. Ne isteyeceksin saçma sapan bir şey isteme dedi. O kadar ezik ve çaresizdim ki,bana 5 tane romantik cümle söylemesini istedim. Hiç oralı olmadı,akşam oldu yemek yedik. Yavru uyudu,şımarıkça dedim hadi artık söyleee!!
Önce bana ters ters baktı,ben odaya gidiyorum dedi.
Dedim saat daha 9,bu saatte mi yatacaksın?
Bıktım senin zorlamalarından,ben duygularını ifade edemeyen bir adamım. Bunu şu kafana sokamadın gitti dedi.
O kadar eziktim ki,onunla odaya çıktım. Önce özür diledim,sonra 3 gün boyunca tatilde bin bir kaprisini çektim. Ne yaptıysam mutlu edemedim.

Tek istediğim ''Seni seviyorum'' demesiydi.Adam hissetmiyormuş ki söylesin.

Ayyyy ne ezikmişim !!! Canıms yaaa :)

1 Kasım 2015 Pazar

Ne Kaaa Harika Bir Baba

Yavrunun yeni kreşinde 29 ekim kutlaması vardı. Yaş olarak küçükler grubunda olduğu için gösteriden çok birlikte gideceğimiz bir kutlama olacaktı. Babası mutlaka benimde gelmem lazım diyerek çarşamba akşamdan geldi.Perşembe sabah birlikte kreşe gittik,diğer çocuklar anne babalar herkes oradaydı. Kreşteki müdüre ve yavrunun öğretmenine nasıl ilgili bir baba tablosu çizdi anlatamam. Bir ara alkışlayasım geldi :) Nasıl abartılı sevgi gösterileri,kucaklamalar öpmeler falan.

Ses etmedim,görmezden geldim. Ama sonra herkesin bana '' Ayrılmışsınız ama ne kadar ilgili bir baba. Biz aynı evde yaşıyoruz ama babası hiç ilgilenmiyor.'' demesini işitmek zorunda kaldım.

Anladım ki sırf egosunu iyice tavan yapmak,millete hava atmak gösteriş yapmak için gelmiş.

Daha fazlası değil...

20 Ekim 2015 Salı

İdare ettik derken

Bu hafta sonu  yavruyu görmeye geldi. Çarşambadan beri biraz hastaydı yavrucak. Hastalıkla beraber aşırı bana düşkünlük ve tipik huysuzluk başladı. Cumartesi bu geldi aldı,sonra yarım saatte bir beni aramaya başladı. Ateşi yok,iyi,uyu falan derken. Uyandı durmadı seni istiyor dedi,dedim neredesiniz. Otel odasındayız dedi. Dedim oyalamaya çalış,tamam dedi. Sonra anne diye ağladığını söyledi,ben de yaptığım tüm planları iptal ettim,yanlarına gittim.
Beni istediğine dair hiçbir şey göremedim. Sadece biraz huzursuzdu o kadar. Diyecek oldum hani beni istiyordu diye,vazgeçtim sonra. Oyalayamamış belli.
Neyse birlikte vakit geçirdik,eve geldim. İlaçları unutmuşum almaya gittim. O arada derede sohbet mi etmeye çalışıyor bilemedim ''Japonca kursuna başladım''dedi. İyi dedim sadece. Bana kursun detaylarını falan anlattı. İş yerindeki yeni projelerden bahsetti. Ama ayrılığın iyi geldiğini kendini tamamen işine verdiğini falan sokuşturdu laf arasında. Derin derin iç çektim.
Anlayamıyorum bu dengesizliğini. Bir gün oluyor defalarca soruyor yavruyu,bir gün hiç ses çıkmıyor. Ondan bir şey beklediğimden değil ama ne bileyim ya... Bir de demez mi '' Bu işi iyi kotardık,buraya bayağı alıştı''diye.
Yani o an diyemedim ama buradan söyleyeceğim sana ;O birkaç saat idare edemediğin çocuk var ya, yaklaşık 5 aydır burada. Gece gündüz,ilmik ilmik işledim bu yeni ortamda mutlu olsun,buraya alışsın diye. Senin hiç bir payın yok. Lütfen bir kaç saat bile oyalayamadığın çocuk için,buraya alıştı bu işi iyi idare ettik falan  deme. Vallahi çok pis yakarım canını...
Ben idare ettim,benim kucağımda ağladı,senin yokluğunu bana anlattı. Benim kucağımda seni ve eski evi özlediğini söyledi. Yani uzaktan konuşmakla olmuyor bunlar. Bu günleri biz oğlumla kendimiz idare ettik,yoluna koyduk. O yüzden sus ve adabınla otur. Şiddete karşıyım ama böyle konuşmaya devam edip kendine pay biçersen bir vururum nerden geldiğini anlayamazsın cicim...

Bilmem anlatabildim mi!!!

10 Ekim 2015 Cumartesi

Yedi Yüz Seksen Beş

Megaköye ilk taşındığımız sene Tüyap kitap fuarına gittik. Gittik ama iğne atsan yere düşmüyor hesabı standlar arasında birbirimizi el yordamı ile bularak gezdik.Kalabalıktı ama çok güzeldi. Bir çok değerli yazarın imzalı kitabına sahip olduk.

O sıralarda Cem Yılmaz Okuyan Us yayınlarından AROG,G.OR.A, Hokkabaz ve Yahşi Batının Senaryo kitaplarını çıkarmıştı. Yaklaşık 1,5 saat süren sıra beklemenin sonunda dördünü de imzalattık. Ayrılırken kitapları nasıl paylaşacağımız sorun oldu. Ben yaşadığım şokun etkisiyle yalan yanlış toplanıp çıktım o evden.Kitapların bazılarını unuttuğum sonradan aklıma geldi. Dedim ki Cem Yılmaz imzalı kitapları bana getirir misin. Dördünü de mi dedi. Evet dedim. Ama ben okuyacaktım dedi. Beş senedir okumadın şimdi mi aklına geldi,istediğinde ben sana veririm okuman için dedim.

Ama bu haksızlık dedi. İçimden sakinleşmek için ona kadar sayayım dedim yedi yüz seksen beş derken buldum kendimi.

Haksızlığın kelime anlamını öğrenmek istiyorsan bize yaptıklarına bak diyecektim,demedim. Nasıl olsa anlamayacaktı.


6 Ekim 2015 Salı

Boşlukmuş

Megaköy den babasının yanından geldiğimizden beri yavru garip,iyi mi kötü mü tam çözemedim. Babasıyla ilgili hiç bir şey sormuyor,ben sorduğumda da cevap vermiyor. Normalmiş sessizlik aşamasına geçti dediler. O eski ağlamalar,babama gitmek istiyorum tutturmaları bitti. 

Dün aradım,dedim oğlan böyle böyle sen nasıl oldun o gittikten sonra? Biz gittikten sonra demedim zaten adam benden çoktan gitmiş :) Tamam bir kalastır,duygusuzdur ama en azından az biraz duygularından bahseder dedim.

Cevap 'Geldiğinde hemen alışıyorum,gidince bir boşluk oluşmuyor değil' dedi. Ne bekliyordum acaba,içim yanıyor ciğerim sökülecek gibi oluyor mu diyecekti... 

Boşluk dedi,o kadar. Yani içi doldurulabilir. Çok üzgünüm. Beni sevmemesini kaldırabilirim ama yavruyu. Sadece boşluk mudur evladın yokluğu...

 İçim acıyor.

Y.A

5 Ekim 2015 Pazartesi

Sütlaç Hikayesi

Moda müziklerle pek aram yoktur,ben hep nostaljik takılırım. Zaten kulağa hoş gelen her şeyi dinlediğim için pek isimlerini de bilmem. Bu ara kardeşim de ex aşkından darbe yediği için Merve Özbey'in 'Yaş Hikayesi' şarkısını dinliyor,dinliyoruz.

Gene bir akşam 4444. kez dinlerken benim telefondan 'bip' diye bir ses geldi,Allah Allah bu saatte kim derken,benim eski bir fotoğraf göndermiş. Baktım bir kasede sütlaç fotoğrafı . Annem çok güzel sütlaç yapar o da çok severdi. 'Sütlaç yaptım.Annenin ki kadar olmasa da fena değil :) 10 üstünden 8 alır ama ' diye bir mesaj göndermiş. Ondan önceki günlerde sen hiç bizi umursama,çocuk seni özlüyor dedim diye bozuk at,trip at. Sonra bana sütlaç fotoğrafı gönder. en son hatırladığım gözümden alev çıktığı.

O akşamdan beri o şarkıyı her dinlediğimde aklıma sütlaç geliyor. Benim için şarkının adı 'Sütlaç Hikayesi'. Bir süre evde dinlemeyi yasakladım,tak kulaklıklarını dinle dedim.

Not: Sütlaç zaten sevdiğim bir tatlı değildi,artık ölsem de yemem ....

29 Eylül 2015 Salı

Ne gerek vardı

Benim eski şahısın annesi beni ilk gördüğü günden beri çok severdi. Adeta aramızda bir anne kız ilişkisi vardı,asla söz söylemez,kati suretle laf arasında iğnelemezdi :) Demek isterdim ama gerçek olamayacak kadar abes olurdu. Beni hiç sevmedi gerçi bende onu. Tam seviyordum öyle bir şey yapardı ki ama başkasının yanında adeta can ciğer kuzu sarması olurduk. Onları ailede boşanma moda idi,evlenen bütün kuzenleri boşandı. Günün birinde bizimde o nihai sonuca ulaşacağımız belliydi.

Benim eski dedi ki 'bitti,seni artık sevmiyorum' . Bir kaç günün sonunda şoktan çıktım,tamam dedim diye hatırlıyorum. Hemen boşanalım dedi,ne olduğunu anlamadan boşandık. Burası ayrı bir hikaye. Ben o anti-sosyal insanın ailevi ilişkilerini de idare ettiğim için dedim annesine bir mail atayım. Dedim siz her zaman benim annemsiniz,beni de kabul ederseniz her zaman evladınız olarak kalmak isterim. Bana gerçekten çok güzel bir cevap yazmıştı. Önce konuşmaya hazır değildik yazıştık,sonra 2-3 günde bir uzun uzun telefon konuşmaları yapmaya başladık. Birbirimize destek olmaya çalıştık ve o güne kadar hakkını yediğimi düşündüm. Gerçekten bana karşı çok anlayışlıydı. Bayramda eski ile yavruyu görmeye geleceklerini söyledi. Onları yalnız görmek istemediğin,benim de gelmemi rica etti. Geldikleri ilk gün en azından bir kahve içeyim diye yanlarına gittim.

Önce sarıldık öpüştük,geçtik bir yere eski yavruyla oynarken bizde bir kahve içelim dedik. Ve hiç beklemediğim bir anda sözleri ok gibi kalbime saplandı:

- Senin yerine kendimi koymaya çalışıyorum,terk edilen kadın olmak çok zor olsa gerek.

- Ben 17 sene önce boşandım,ayyy hala arıyor beni vazgeçememiş.

- Bu kolay atlatılabilecek bir şey değil,işin zor.

- Oğlumu çok iyi gördüm. Kafası netleşmiş,huzurlu buldum.

- Benimle eskiye oranla çok daha samimi,her gün arıyor oğlum.

Ve beynim uyuştuğu için hatırlayamadım dahası...Ne gerek vardı hala anlayabilmiş değilim. Bunlar ailecek dengesiz.

Sonrası mı,o ayrı bir yazı olsun.

Y.A



28 Eylül 2015 Pazartesi

O ne demek :)


Bundan sonraki bakış açım :) Ayyyy ileride biri bana derse ne yaparım!!! Malum kişi hiç demezdi,aaaa hakkını yemeyeyim  galiba 5 sene önce falan yanlışlıkla söylemişti :) Ama bu şekilde değil 'Sevmiyor değilim ' demişti. Ahahahahahahaha :)

Y.A

27 Eylül 2015 Pazar

Ya sonra...

Dün on küsur senedir görüşmediğim lise arkadaşımla görüştüm. O benden daha kıdemli,boşanalı 6 ay olmuş. Boşandıktan sonra kadın neler yapar? Önce gecelerce mesaj atmış,milyon kez aramış. Cevabı verilemeyen o malum soruyu sormuş 'NEDEN' cevap alamadıkça saldırganlaşmış. Gitmiş eskisinin arkadaşlarından biriyle bir ilişkiye başlamış. Olmamış,eski kıskanmaya başlamış ve pişmanlık vol.1 moduna girmeye başlamış adam. 
Nasıl güzel bir kadın,su gibi. İşinde gayet başarılı,çok güzel,iyi bir eş,ilgili bir anne. Yani karşısındaki hıyarın teki bence. O dünya güzeli kadın hala o kendisini bir kere bile önemsemeyen ve mutlu etmek için hiç bir çaba harcamayan erkeğin geri dönmesini bekliyor. Konuştukça o günleri tekrar yaşadım,üstünden çok geçmemesine rağmen bazı acı verici detayları unutmuşum. Hatırlamak içimi acıttı,bir yandan da kendimi sorguladım. Pişman olup gelmez ya (o kadar ego manyak ve bencil ki,kırmızı karın yağması,insanların uçabilir olması bence daha mümkün ) hadi geldi ,ne derim ? İlk zamanlar nasıl hayal kurardım :) Bir gece beni arayacak,'seni çok özledim,çok seviyorum,sensiz yapamıyorum dönnnnn diyecek' tarzı aşırı Türk filmine maruz kalmış ev kızı modundaydım.
Zaman geçtikçe içimde bir şeylerin çok derinden kırıldığını fark ettim. Hala rüyalarımda gördüğüm doğrudur. Bazı sabahlar uyanınca  yanımda arıyorum,ara sıra yaşadıklarımın bir kabus olmasını  istiyorum,hemen uyanmak istiyorum.Ama çokça kalbimin soğuduğunu fark ediyorum. Kalbimde bir boşluk,adeta kara delik.  Dün gece eve geldim,kendimi zorladım ama yok yani. 'doğada bulunan en sert element sevmekten vazgeçmiş bir kadının yüreğidir ' cümlesinin ne anlam ifade ettiğini şimdi daha iyi anlıyorum. Onun geri gelmesini istiyor muyum? Buna hayır diyemiyorum ama evet de diyemiyorum.
Hani bize anlatılan o masallar vardı ya,prens ile prensesin kavuştuğu masallar. Peki ya sonrası? 
Pişmanlıktan öldüler bize döndüler,ya sonra? Biz mi eskisi gibi olacağız,mümkün değil. Onlar da pişman olduktan en fazla 3 ay sonra eski düzenlerine dönecek ve eski adamlar olacak. Biz de istenmediğimiz o evde aynı şartlar altında yaşamaya devam edeceğiz!! Yok yaaaa....maymun gözünü açtı cicim. Bak şu an yazarken bile sıkıntı bastı.

Yani hadi döndü de ya sonra? İşte bu korkunç bir muamma...

Y.A