29 Haziran 2016 Çarşamba

Su Gibi...

Yazmayalı bayağı bir zaman olmuş. Hayat akıp gidiyor,zaman geçiyor, olmaz denenler oluyor, beklentiler değişiyor, güneş doğuyor, yıldızlar parlıyor...

Bitirmenin, veda etmenin, yoluna devam etmenin hazzını yaşıyorum bu ara. Hayat da bana bambaşka bir şekilde göz kırpıyor.

Ne yaşarsanız yaşayın,inanın geçiyormuş. Çoooook uzaklarda kalıyormuş o hisler, yerini yepyeni duygular alıyormuş. Şimdi sol kolunuzu uzatın sağ kolunuzla omzunuza pış pış yapın ve kendinize deyin ki " Aferin" .

Önce kendini sevmekle başlıyormuş her şey,kendimizi sevelim ki sevmenin ne demek olduğunu bilen çocuklar yetiştirebilelim. Sevmeyi bilsinler ki bizim yaşadıklarımızı başkasına yaşatmasınlar.

Sadece sevin...Sevginin açamayacağı kapı yok.

Ve hayatla savaşmayın,hayatın akışına inanın. O acı çekerken aradığımız ilahi adalet var ya,gelecek. Ne zaman bilmiyorum, ben de bekliyorum. Ama onu bekleyerek ömür geçmez,evrene bırakın o elbet gerekeni yapacaktır.

Ben yüzümü güneşe dönmeye çalışıyorum, kolay mı? Değil. Ama bu bir seçim...

Ben iyiyi seçiyorum,savaş baltalarımı indirmek istiyorum...

Başka birinin acısını,mutsuzluğunu,huzursuzluğunu isteyerek hayat geçmez. Ona hayat denmez.

Su gibi olmak lazım, akışkan, sonsuz, özgür...



4 Haziran 2016 Cumartesi

Bu Hayat Bizim

Eski evimde yaşarken karşımızda çok sevdiğim bir komşumuz vardı.10 senedir oğlu ile yalnız yaşıyordu .15 yaşında yakışıklı mı yakışıklı,eğitimli,kültürlü,saygılı,sevgili muhteşem bir oğul yetiştirmişti. 50 yaşında olmasına rağmen 35 den fazla göstermiyordu.

Boşanma kararını verildikten sonra bir akşam onunla konuşmaya gittim,dediği şeyler hala kulaklarımda.

"Boşanalım" kelimesini kim söylemiş olursa olsun,buna kadın karar verirmiş dedi. Hem de 1,5 sene önce. O zaman düşünmüştüm evet belki bizde de durum böyleydi.

Ben anlattım,o sessizce dinledi. Bazen güldüm,bazen ağladım ama bir anne bir kadın olarak ondan bana yol göstermesini istedim.

Bana muhteşem bir bitki çayı yaptı ve anlatmaya başladı.

Evlilik zor,hele bu devirde. Ben boşanalı 10 sene oldu,inan her geçen sene bir öncekinden daha kolay ve sorunsuz geçti. Senin sadece medeni halin değişiyor,hala aynısın hala annesin. Ben boşandıktan sonra var oldum,kendimi buldum. İşlerim düzeldi,hayatıma istediğim gibi yön verebildim. Kolay mıydı,zordu ama her anına değdi. 

Sana öğüt değil ama verebileceğim iki tavsiye var, dedi.

Birincisi, asla oğlunla eski eşin arasında köprü olmaya çalışma,bırak babası ne kadar babalık yapacağına kendi karar versin. Bu senin görevin değil,dedi.Sen sadece annesin, hem anne hem baba olmak zorunda değilsin,onun bir babası var. Ne yaşarsan yaşa asla babasıyla ilgili onun yanında  saygısızca davranma,ne ona ne başkasına karşı. Unutma sen o adamı sevdin,sen o adamdan çocuk yaptın. Öküz öldü ortaklık bozuldu mu,kimse sütten çıkmış ak kaşık değildir,önce sakin ol savaş baltalarını indir.

İkincisi vaktinin ve naktinin yarısını kendine yarısını çocuğuna harca, dedi. Yeni hayatını bu düzene göre kur. Bir süre sonra oğlun büyüyecek ve kendine ait bir hayatı olacak. Ama ben sana şunu yaptım,yemedim yedirdim,giymedim giydirdim,ömrümü sana harcadım dememek için kendine de bir hayat kurman lazım. O boşanmış ağlak kadın moduna pek girmemeye çalış .Yoksa üstünden yıllar geçse de hala boşandım da ,bana şunu da yaptı da bunu da yaptı da der,bununla beslenmeye çalışırsın .Biten evlilik,sen değilsin,hayatın değil.

Hayat güzel ve yaşanmaya dair,bu senin hayatında ikinci bir şans. Ben boşanmama öyle baktım ve kendimi hayatımı ona göre şekillendirdim,dedi.

Şimdi düşünüyorum da,ne kadar teşekkür etsem az...

Dediği her şeyin altına imzamı atarım.

Aynen ve şiddetlice katılıyorum...

Unutmayalım ki, ne olursa olsun bu hayat hala bizim.



30 Mayıs 2016 Pazartesi

Medusa


Medusa, Yunan mitolojisinde gözlerine bakanı taşa çevirdiğine inanılan yılan saçlı,keskin dişli,çirkin dişi canavar.

Medusa,böyle doğmamıştır. Bir ölümlü olarak dünyaya gelen güzeller güzeli Medusa, kendisine aşık olan Posedion tarafından Athena  tapınağına kaçırılmıştır. Bunun üzerine Athena kıskançlık krizine girmiş ve güzeller güzeli Medusa'yı saçları yılan,sivri dişli, gözlerine bakanı taşa çeviren bir canavar haline getirmiştir.

Medusa da bu yaşadığı haksızlıktan dolayı, içinde kalan iyiliği tamamen unutmuş ve  ruhen de bir canavara dönüşmüştür.

Medusa isteyerek dönüşmemiştir, dönüştürülmüştür.

Hepimiz iyi kötü şeyler yaşıyor ve bazen isteyerek bazen de istemeden dönüşüyoruz. Şekil değiştiriyoruz,dönüştürülüyoruz.

Ama...

Neye dönüştüğümüz çok önemli. Haksızlığa uğradım derken haksızlık yapmak, özgürlük beklerken kısıtlanmak,suçu hep başkalarında aramak da bir bakıma Medusa'ya benzemeyi andırıyor.

Kimimiz maddi ya da manevi ağzımızda altın kaşıkla doğduk, kimimiz doğmadık. İyi ya da kötü birini sevdik,evlendik. Hatta o kadar sevdik ki çocuk sahibi olduk. Evliliklerimiz bazı sebeplerden dolayı bitti. Ama biten evlilik,hayat değil. Kimimizde artı bonus var,evlat var. Biz hala o eski biziz,birinin dostu,birinin komşusu,birinin kızı,birinin kardeşi,birinin eski aşkı.

Biz hala biziz, sadece anne değiliz. Ya da sadece evli,boşanmış,bekar,yalnız kadın değiliz kadınız.

Biz bir bütünüz bunlarsa sadece parçalarımızdan bir kaçı.


16 Mayıs 2016 Pazartesi

Picasso


Orijinal adı "Girl Before a Mirror" olan Picasso'nun bu tablosu kübizmi en iyi ifade eden eserlerden biridir.

Resmin kahramanının Picasso'nun 30'lu yıllardaki sevgilisi Marie-Therese Walter olduğu düşünülmektedir. Picasso genç kadının ayna karşısında zamanla oluşacak fiziksel ve ruhsal dönüşümünü resmetmiştir.

Bu sanat akımlarından kübizme örnektir.  Picasso'nun "Hayal edebileceğiniz her şey gerçek" sözü de bu akımı özetler niteliktedir.

Ben en çok kübizmi severim.

Kübizm hayatın ve sanatın olması gerektiğinin dışında da olabileceğini söyler.

Aslında öyle olmalı,farklılıkları ayrıştırmak yerine kaynaştırmalı.

Toplum için de geçerli olmalı bu,evli ya da boşanmış anne annedir,kadınsa kadın. O kadını tanımlamaz sadece medeni halinin teferruatıdır. Evliysen de bekarsan da kuş kondurmazlar ne sana,ne bana ne de çocuklarımıza.

Farklılıklarla çeşitlendirip, normal denilen kalıbın dışına çıkabilsek çok daha farklı bakabileceğiz hayata olaylara hatta kişilere.



11 Mayıs 2016 Çarşamba

Kara Murat Benim!!


Evet,bugün bahsetmek istediğim durum benim tabirimle "kara murat sendromu".

Hayat  denen şey çok sürprizli olduğu için her an bize "nanik" yapmaya hazırdır. Hepimiz iyi kötü şeyler yaşayarak hayatımıza devam ederiz. Bazen güler geçeriz.Bazen sendeleriz,düşeriz,hatta dibi görürüz sonra ayağımızı yere vurup bir kuvvet yukarı çıkarız. Süreç böyle işler.

Yani böyle işlemeli. Ama biz milletçe biraz arabesk olduğumuz için, tam ayağa kalkmışken kendi kendimizi tekrar dibe çekeriz. Hatta bundan zevk alırız.

Geçmişi geçmişte bırakamama ve "kara murat sendromu" da tam burada ortaya çıkar. Birinin yaşadığı tanıdık bir acıda ya da durumda okları hemen kendimiz çevirir "bende,bende aynen!!" demeye başlarız. Aslında o yara kapanmıştır,kabuk bağlamıştır. Ama biz bilmem kaç sene öncesine dönüp o yarayı kendimiz kanatırız.

Burda suçlu olan kimdir,zamanında bunu bize yaşatanın tabi ki payı büyüktür ama en başa dönen aynı acıyı kendimize hatırlatan bizim hiç mi suçumuz yoktur.


Ben diyorum ki,yeteri kadar Kara Murat olduk artık Raga Oktay olma zamanı :)

2 Mayıs 2016 Pazartesi

SHE-RA


She-ra benim çocukluk kahramanlarımdan biri. He-man in kuzeniydi galiba,iyilik savaşçısı. Zeynanın ablası sayılır :)

Şaka bir yana, hepimiz savaşçı prensesleriz. Böyle olmak ister miydik tam olarak bilemiyorum ama pes etmeme ve inadına mücadele etme konusunda bence oldukça iyiyiz.

Öyle  "oooo aşkitom bilmiyorum", "yapamam" ,"ben anlamam", "sen daha iyisini bilirsin" deme yeteneklerimiz olmadığı için ve üç maymun olmadığımız için savaşıyoruz.

İyi ki hayatımız,düşüncelerimiz ,hayallerimiz uğruna savaşıyoruz. Yaşadığımız her şey bize ait ,o hayaller bizim, o umutlar, o acılar . Hepsi bize ait.

İnsanın hayatının kendi kontrolünde olması ne güzel şeymiş.

 Ağa da biziz paşa da...


25 Nisan 2016 Pazartesi

Karardan Bir Yıl Sonra

Bugün "boşanma" ya karar vereli tam bir yıl oldu. Ben safça birkaç günlüğüne evliliğimle ilgili düşünmek için annemlerin yanına gelip, her şeye rağmen yuvam yıkılmasın diye karar verip o eve döndüğümde bana ayrılmaya karara verdiğini ve gerekçelerini sıraladığın sayfaları göstereli tam bir yıl oldu...

Vayyyyy be!!!!!

Normalde çok heyecanlı ve panik olan ben, bu kararı kendimden beklenmeyecek bir olgunlukla karşıladım. Tartışmadık bile, tamam dedim ve ne nasıl olacak onu konuşmaya başladık. Öldürücü darbe bir kaç gün sonra geldi, bağlı hatta bağımlı olduğum adam artık benimle ve çocuğumla aynı evde yaşamak istemediğini söylüyordu. Hiç unutmuyorum şöyle demiştin" Sana karşı hala sevgim ve saygım var, ama bu 14 yıllık hayat arkadaşıma ve çocuğumun annesine karşı duyduğum sevgi ve saygı. Bu sevgi her ne kadar olsa da aynı evde karı koca olarak yaşamamız için yeterli değil." Karar verdik 1 ay sonra boşandık. 3 gün sonra eşyaları topladım ,geldim. Bu kadar basitti.

Sonrası zaten malım,hala ergenlikte olan 40 lı yaşlara yaklaşmış bir adam. Çooook yakışıklı,çoooook mutlu,çoooook işte çoooook...Canı istediği zaman baba, ayda 20 saatlik baba.

Bakıyorum da o zaman canımı acıtan o sözler için şuan herhangi bir hissim yok. Boşluk yani, bunları hissettiğime inanamıyorum. 

Ben o zaman ne kadar ürkek, tedirgin, yalnız ve mutsuzmuşum. Bitmeyen bir girdabın içinde ,bir kara delikte debelenip duruyormuşum....

İyi ki diyorum. İyi ki o kararı vermişiz, daha doğrusu vermişsin. 

O karardan bir yıl sonra ben bambaşka bir yerdeyim...